Türkiye’den iklim afet fonu için ‘komite’ girişimi



Birleşik Arap Emirlikleri’nin Dubai şehrinde 30 Kasım-13 Aralık tarihleri arasında gerçekleştirilen ‘Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin 28. Taraflar Konferansı’nda (COP28) Türkiye’yi temsil eden 51 kişilik heyette yer alan İklim Değişikliği Başkanı Prof. Dr. Halil Hasar, DHA’ya konuştu. Prof. Dr. Hasar, konferansın Türkiye adına güzel geçtiğini ve Türkiye’nin konferans sürecinde kendi öncelikleri çerçevesinde doğru yolda gittiğini söyledi. Prof. Dr. Hasar, 51 kişilik müzakere heyetinde İklim Değişikliği Başkanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve Strateji ve Bütçe Başkanlığı’ndan temsilciler olduğunu, süreç boyunca güzel bir koordinasyon sağlandığını, Türkiye’nin her bir başlık altında kendi ülke beyanlarını ifade ettiğini ve ülke menfaatleri doğrultusunda müdahalelerde bulunduğunu söyledi.

‘FON, KONFERANSIN EN BAŞARILI ADIMIYDI’

Prof. Dr. Hasar, Kayıp ve Zarar Fonu’nun COP28’de kabul edilmesinin çok önemli olduğuna dikkat çekerek, “Dünyada sıcaklık artış ortalaması 1,1 santigrat derece düzeylerindeyken bizim bölgemizde, Akdeniz İklim Havzası’nda 1,4 santigrat derecenin üzerine çıktı; 1,5 santigrat dereceye yaklaşıyor. Son zamanlarda ülke olarak da bunu hissedilir düzeyde fark ediyoruz. Çok sık sellerle karşılaşıyoruz, kurak alanlarımız gittikçe artıyor. Benzer şekilde sıcak hava dalgalarıyla da karşılaşıyoruz. Bunlar zamanla daha da artacaktır; çünkü en fazla iklim değişikliğinden etkilenen bölgelerden biri, Akdeniz İklim Havzası. ‘Kırılgan Ülkeler’ ifadesi, iklim değişikliğinden en fazla etkilenen ülkelerdir. Tarımıyla, altyapısıyla, hava kalitesiyle ve ekonomisiyle iklim kaynaklı afetlerden ciddi oranda etkilenebilir. Türkiye de iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek ülkelerden biri olduğundan ‘iklim değişikliğine karşı kırılgan’ olarak ifade etmek doğru geliyor. Kayıp ve Zarar Fonu, COP28 başkanlığı için konferansın en başarılı adımıydı” dedi.

’26 TANE ÜYE VAR, UMARIM YER ALIRIZ’

Prof. Dr. Hasar, Kayıp ve Zarar Fonu’na ilişkin, ülkelerle istişareli çalışmalar yürütüldüğünü belirterek, “COP28 başlamadan önce ciddi bir diplomasi trafiği yaşandı. Buradaki amaç aslında kayıp ve zararlarla ilgili tamamen finansal desteklerden faydalanmak için gösterilen agresif bir tavır değildi. Kayıp ve Zarar Fonu, Dünya Bankası bünyesinde bir komiteyle, yönetim kuruluyla çalışacak. Bu komitede yer almak istiyoruz. Çalışma sistemi şöyle olacak; dünyanın herhangi bir bölgesinde iklim afetlerine bağlı olarak gerçekleşen bir kayıp ve zarar varsa, yürütme kurulu bunun iklim kaynaklı bir afet olup, olmadığına karar verecek. Bu komitede yer almak için gerekli müdahalelerimizi yaptık. 26 tane üye var. Umarım yer alırız. O konuda ciddi bir diplomasi trafiğimiz var. Bu komitede, 12 tane gelişmiş ülke, 14 tane gelişmekte olan ülke olacak. Gelişmekte olan ülkeler, bölgesel anlamda farklı kotalara ayrılmış. Biz ‘gelişmekte olan ülke’ hükmü ile yer almaya çalışıyoruz” diye konuştu.

‘TÜRKİYE, FOSİL YAKIT YANLISI BİR ÜLKE DEĞİL’

Prof. Dr. Hasar, COP28’de görüşülen konulardan biri olan ‘fosil yakıtlardan çıkış’ hususunda gerçekçi olunması gerektiğini söyleyerek, “Türkiye´nin tarihsel sorumluluğu binde 6, oldukça düşük, yüzde 1´in altında. Bugün gelişmekte olan bir ülke olarak emisyon salımı bakımından yüzde 1,1-1,2 düzeylerindeyiz. Bu, ülkenin gelişmekte olduğunu gösteriyor; ama diğer tarafta bazı ülkeler var, toplam emisyonda yüzde 25 sorumluluğa sahip. Paris Anlaşması’na taraf olurken gelişmekte olan bir ülke olarak taraf olduk ve çok önemli bir hüküm vardı. ‘Herkes iklim değişikliğiyle mücadelede çalışacak, ortak bir amaç var, fakat iklimle mücadelede farklılaştırılmış sorumluluklar olması gerekiyor.’ Benim sorumluluğum farklı, Amerika Birleşik Devletleri’nin farklı, Çin’in farklı. Bunlar, bizim ulusal katkı beyanlarımızda da ifade ediliyor. Fosil yakıtı, kömürü zaten ana enerji kaynağı olarak kullanmıyoruz, bu bir yedek enerji kaynağı. Bizim yenilebilir enerji kaynaklarımız yüzde 55; dünyada 12’nci, Avrupa’da 5’inci sıradayız. Bunun çeşitliliğini arttırmaya çalışıyoruz. Fosil yakıtlardan çıkış noktasında bazı ülkeler, nükleer enerji kaynakları kullanırken, ‘fosil yakıtlardan çıkılması’ telkininde bulunuyor. Fosil yakıtlardan tabii ki çıkma taraftarıyız; ama bunun belirli aşamalarla olması gerekiyor. Türkiye tamamen kömür yanlısı, tamamen fosil yakıt yanlısı bir ülke olmayıp, bu noktada zaten mücadelesini yapıyor. Bizim 2035 yılı için yenilebilir enerjiyi arttırma hedefimiz ortada. Bugün baktığımızda, COP28’in çıktılarında da bunu istiyorduk zaten. Birden eksilme değil; ama etkin bir şekilde azaltılması için kademeli ve hızlı bir şekilde yol almak” dedi.

`FEDAKARLIKTA ÖNCELİK, GELİŞMİŞ ÜLKELERİN´

Türkiye’nin COP28’den kazançlı çıktığını rahat bir şekilde ifade edebileceğini dile getiren Prof. Dr. Hasar, “Paris Anlaşması’na gelişmekte olan ülke olarak, bunu beyan ederek taraf olduk. Gelişmiş ülkeler için yaptırımlar daha farklı. Önümüzdeki yıllarda iklim değişikliğinin sonuçları daha sert hissedildiği zaman, bunu daha net şekilde göreceğiz. Gelişmiş olan ülkelerde çeşitli kısıtlamalar başlayarak, gelişmekte olanlara kadar gelecek. Burada ülke olarak yanlış bir noktada yer almak istemiyoruz. Yaptırımların veya hükümlerin, adil olmasını istiyoruz. Bunu kabul edin ya da etmeyin, artık küresel anlamda yeni bir ekonomik düzen var, yeni bir sosyal düzen var, yeni bir çevresel düzen var. Bunların temelinde, iklim değişikliğine bağlı olarak alınan kararlar mevcut. Gelişmiş olan ülkeler bu kadar miktarda dünyayı kirlettiler mi? Kirlettiler. Şimdi ‘Bu dünyayı kurtaralım’ diyorlar mı? Kurtaralım. Kim fedakarlık edecek? Türkiye mi ya da diğer gelişmekte olan ülkeler mi? Hayır. Öncelik gelişmiş olan ülkelerin” diye konuştu.



Source link

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*